Perşembe, Mayıs 31, 2007

gecenin bi saati oturup scrapbook yapmayı öğrendim ve o hızla erenin bebeklik fotolarından bir bebeğim albümü yaptım..

Çarşamba, Mayıs 30, 2007

"bebek yapalım anne"


hiç beklemiyordum, nedense benim çocuğum bu konuyu çokdan anladı, kapattı, bitti sanıyordum, meğer yeni başlıyormuş...

iş çıkışı Eren'i hemen sitenin kapısından pınar ablasından teslim aldım ve doğruca carrefoura gittik, biz tenise başladık ya beyfendiye tenis raketi alınacak, hergün soruyor.. gittik, iyi de oldu, alınacak şeyler tek tek önüme çıktı, hani olur ya spontan çok faydalı alışverişler ondan işte... ikili tenis raketi aldık Eren'e Joker'den...dönerken arkada raketler elinde, ben de sakin sakin müziğimi dinliyorum

-anneeee, atık sen bana bebek yapabilirsin..

-ne dedin eren sen

- bebek dedim anne, hadi yapalım artık bi bebek, büyütelim onu, cok istiyorum

- ne bebeği annecim, napcaksın bebeği sen?

-büyütüp kendime arkadas yapıcam anne, hem bak yaketim bile iki tane

- iyi ama duru var ya, senin kardesin.....

-olmaz ama anne, aynı evde yasamıyoruz ki biz onunla!..ben herseyimi vericem ona, bak söz veriyorummm

- ama eren, kardes yapmak cok zor bisey, hem ben istemiyorum ki..

-anne cok kolayy, ben biliyorum nasıl bebek oluyor

-nasıl oluyormuş?!....(aman allahım, bu yasda biyerlerden garip garip seyler duymus olmasın!..)

-cok yiyosun, yiyosuuunnn, karnın sisiyo, ve bebegin oluyooo

-hadi ama annneeeee, yapalım hemen, istiyorummm, istiyoruuuummm

-.........................



demin koraya anlattım balkonda, gözlerim doldu anlatırken,daha yeni başlıyoruz belli, bilmiyorum ki ne yapmalı, o kadar zor ki sıfırdan başlamak, annesiz babasız bu şehirde Eren'i bile ne meşakkatle büyütüyoruz, çarpı iki çok korkutuyor beni... hem hamilelik , o da zor..


çalışırken hamile kalmak, koşa koşa işe geri dönmek, süt kokan bir bebeği bir kere anne 3 aylıkken bırakıp çıkıp gidebilir evden.... çok zor...yapılabilinir mi, olur, herşeye rağmen olur.. ama ben böyle istemiyorummm, böyle olmamalı.....



kötü oldum işte..bu duygudan hoşlanmadım hiç, bitsin bu akşam.. Ezik eziğim Eren'in yanında bu akşam, elinden çok kıymetli bişeyini almışım gibi, kendimi kötü bir cadı gibi hissediyorum o meleğin yanında, bu gece öyleyim işte...



neyseki bu konuyu düşünmek ve belki bazı kararlar alıp hayata geçirmek için 3-4 yılımız daha var..

bu resmi de ekledim ki, bikaç güzel saat dışında başıma neler gelebileceğini hatırlayabileyim..:)

kafası karımış karamelize...

Pazartesi, Mayıs 28, 2007

ilk gösterimiz


çok heyecanlandım, sanki bendim sahnedeki, onunla bir attı yüreğim... beklediğimden çok iyiydi canım oğlum..

Salı, Mayıs 22, 2007





bazen başlayamazsın bi türlü, aklındadır, yapmak istersin, planlarsın, planladıkca gerçekleşmez, bazen başlayamazsın işte...
ama bir de başladın mı, ohhh be dersin, nasıl da kolaymış, niye bugüne kadar bekledim ki... derken başlayabilmenin verdiği ekstra enerji ile daha da hızlı ilerlersin...
neden mi bahsediyorum... bugün için spordan... ama bu herşey olabilir işte...bugün spor...
tenis dersi almaya başladım,haftasonları günde 1 saat yürümeye ve bugün de basket maçlarına.. sırf bunun için koray şirketten arkadaşlarını iş çıkışı toplayıp geldi, ikiye ikilik süper bi maç yaptık.. uzun zaman oldu elime basket toplunu almayalı, ama biraz ısınır ısınmaz ordaydı işte bilgilerim, geldiler...saha yanında erenin ben de oynamak istiyorum mızırtılarına rağmen, evde bir gram yiyecek olmamasına, bir dünya işim olmasına rağmen sahadaydım işte... ohh süper hissediyorum kendimi, erkeklerin arasında koştururken kendimle daha da bi gurur duydum, 33 yasına gelmiştim, anne olmuştum, ama hala sportifdim ve turnikeye girebiliyor, üçlük atabiliyordum.. zaten oldum olası erkeklerin yaptığı herşeyi yapabilme takıntım var, neden mühendis oldum ve 300 kişilik bir fabrikanın üretim müdürü oldum sanki...:))hep bu takıntıdan...:))
sonra bitti , eve geldim, koraylar hala sut atmaya devam ediyorlar, balkondan onlara bakıyorum, bilgisayarımın başındayım, hızlı hızlı bu satırları yazıyorum, belki inanmayacaksınız ama daha önceden pınar ablamıza rendelettiğim kabaklarla fırında mücver yaptım gelir gelmez, yanmadan mutfağa geri dönmeliyim... dikkatinizi çekerim fırında, bu kadar spordan sonra tavada yapmamı beklemiyordunuz di mi??...:)))
tarifini de vereyim hadi..
4 rendelenmiş kabak
3 yumurta
3 dal kıyılmış taze soğan
kıyılmış dereotu ve maydonoz
100 gr. beyaz peynir
2 kaşık un
1 çay kaşığı karabiber
rendelenmiş kaşar peyniri
tuz

kabak, soğan, dereotu, maydonoz, beyaz peynir ve 3 yumurtayı iyice karıştırdım, karabiber ve unu ilave edip karıştırmaya devam ettim.
Fırın kabına ben fırın kağıdı koydum, altını yağladım, karışımı döktüm, biraz da üzerine yağ ilave ettim(ama az..:))fırına verdim... az önce gidip kaşar rendeledim, gittim baktım, pişmek üzere, şimdi gidip kaşarı ilave edeceğim,

veeee fırında mücverim hazır, koray da geldi, kapatmam lazım... balkona sofra kuracağım şimdi....balkonum... işte zuzu balkonumdan bikaç kare...

Salı, Mayıs 15, 2007

hediyelerim..:))





anneler gününde hediyem Koray'dan bu swatch saat ve Eren'den bu yüzük dü..:) ve tabi ki çiçeklerimdi... tabi hediye olmasa da olur, zaten genelde ihtiyaçtan hareketle alınıyor hediyelerim, aynı evin içindeyiz, biliyoruz birbirimizin nesi var nesi yok, çok da sürpriz olmuyor tabi hiçbir şey, ama yine de fiyonklu bir kutu, "yeni" kokusu, sevdiğinin elinden bisey almak güzel oluyor işte.. kim sevmez hediye almayı..
daha da kıymetli hediyelerim de vardı bu haftasonu... oğlum büyüdükçe, beni yeni yeni dünyalara dahil ediyor, kermes, yıllardan beri gitmediğim bişey.. okuldan davetiye geldi kermesimiz var diye, aaaaa neler de varmış bu kermesde, çocuklarımızın resim sergisi, anneler gününe özel verdikleri mini konser, canlı müzik, el yapımı çok cici kurabiyeler...
Aslında doğumgününde annene, anneler gününde yavruna teşekkür etmelisin bence...
Erencim, iyiki geldin, iyiki beni senin annen yaptın, sayende dejavu yaşıyor, bildiklerimi yeniden öğreniyor, herşeyi yeniden yaşıyorum, hem de büyük heyecanla...

Cuma, Mayıs 11, 2007

Annelere

tüm annelerin, anne olmak isteyenlerin, hayatı boyuncu biyolojik anne olamayacak ama kalbinde bir annenin bütün şefkatini barındıranların, gün gelip anne ve babasına annelik edenlerin, yaradandan ötürü yaratılanı sevenin, hepsinin, tüm kadınların anneler gününü en içten dileklerimle kutluyorum...
ve annemin, özelikle onun...
büyüdükçe onu daha çok anladım, anne oldum daha da çok anladım...
seni seviyorum anne...

Pazartesi, Mayıs 07, 2007

cumartesi geceleri

kızkıza... ellerde şaraplar, komik loğusalık hikayeleri, özlenen genç kızlık günleri, kociskoları tatlı tatlı çekiştirme, ilişkiler, yapamadığımız gelinlik görevleri :P, 2007nin son 4 ayında grupdaki inanılmaz devinim hikayeleri, bebekde açılacak yeni kafenin hazırlıkları, bir dönemin başlangıcını yapan içimizdeki cesuru alkışlamalar...:)), ve bir istifa daha, yeni dövmeler,çok yakışan dövmeler, dövmeye gelen tepkiler, neler neler...
cumartesi akşamı yıllardır her ay görüştüğümüz kankalar kankiler buluşması işte böyle geçti.. erkekler mi??
tabi ki maç başındaydılar, elleinde biralar, dönüşümlü balkon-sigara ikilisi ziyaretleri, aralarda bizim konuştuklarımıza kulak kabartmalar..:))
tabuya zaman kalmadı, daha geceye Beyoğlu'na program yapanlar da vardı, sabah turistik misafirlerini gezdirme telaşında olanlar da... öylece bitti, tadına doyamadan...

Perşembe, Mayıs 03, 2007

sobeliyorum!!

eveeeett, uzun bekleyişlerden sonra bloglar alemine giriş yapan arkadaşlarımdan birini sobeliyorummm bugün.. zuzu... konusu da hayatındaki dörtler.. sorular benim 4 nisan tarihli postumda yazılı.. hadi bakalım, zuzu hanım.. bekliyoruzzz...

Salı, Mayıs 01, 2007

seyretmek, öylece,sadece...





Tuzla.. şehrin son nefes alınacak yerlerinden biri... bi ara fırsat bulduğunuzda saati cok geçirmeden, güneşin batışını seyretmek , seyrederken de gözünüz bir ucundan denizi görürken balık yemek isterseniz, Mercan'a gidin derim ben...
bazen küçücük seyler için bütün gün kafamızı meşgul ederken, dünyadaki en büyük sorunu o an yaşadıklarımız sayarken, sabah erkenden sokaklara dökülüp günün nasıl geçtiğini hiç anlamadan telaşeyle geri dönerken, programlanmış zamanları yaşarken, kafamızı kaldırıp gökyüzüne bakmadığımızı, hayatın kokusunu içimize çekmediğimizi farkedemiyoruz bile..oysa hayat her zaman birsey yapmak, öğrenmek, çalışmak, çırpınmak değil ki, bazen sadece nefes almak, boşluğa bakmak, öylece hiçbirşey yapmadan önündeki manzarayı seyretmek olmalı, öylece, hiçbir şey yapmadan...

Odunpazarı Evleri


Eskişehir..doğduğum, büyüdüğüm, ilkinden üniversitesine kadar sıralarına dirsek çürüttüğüm okullarına gittiğim, kafelerinde gizli aşklar yaşadığım, birçok ilki yaşadığım şehir.. benim için her zaman çok güzeldi;ama şimdiki haline bakıyorum da gerçekten de adı gibi eski, bakımsız hallerinde yaşamışım, gençliğimi geçirmişim sokaklarında.. oysa şimdi öyle mi? Prof.Dr. Yılmaz BÜYÜKERŞEN ki bence tam da bu zamanda söyleyebilirim ki dört dörtlük bir cumhurbaşkanı adayıdır aslında, sayesinde şehir hergün ama hergün gelişiyor, ortasından akan nehirde aynı strasburgdaki gibi yayvan, üstü camlı teknelerin gezdiği, nehrin üzerindeki onlarca köprülerin üzerindeki özenli heykelleri, peyzajı, yeni kafeleri, pubları, ve tabi ki seçilmiş 100 evinin yenilendiği Odunpazarı mahallesi ile her gittiğimde biraz daha koltuklarımın kabardığı bir şehir oluyor...nasıl gidilir, ne yenir, nerede kalınırı geçen hafta hürriyet cuma çok güzel vermiş, gitmek isteyen olursa lütfen haberim olsun, zevkle yardımcı olurum..:)