Cuma, Nisan 25, 2008

sayılı gün çabuk geçer



geçti gitti... gidişi 16 saat, dönüşü 20 saat sürdü, ama geçti bir şekilde işte..


salı akşamı saat 19:00da yola çıktık, çıkmadan yarım saat önce idare müdürü bizim eve uğradı ve orada bizi ağırlayacak olan 3 firma için rica ettiğimiz hediyeleri getirdi..şok geçirdim..her bir 5 kiloluk kuru baklavalar.. baklava 1 kilo aslında ama kutusu tahtadan ve 4 kilo sanırım!!!dedim, bla bla bey, bu ne? biraz empati lazım di mi şu dünyada, bunları bilmem kaç saat ben taşıcam elimde! nitekim taşıdım da, ama ne çok andım kendisini anlatamam..:)



10 saat kadar uçtuk, uyuduk uyandık derken, pekine gelince çine girişi oradan yapmamız gerekiyormuş, girdik bir kuyruğa.. 1 saat orada geçti.. olimpiyat dolayısıyla çok sıkı kontrol var heryerde.. oradan yeniden uçağa bindik ve 2 saat daha devam ettik, indisi bindisi derken 16 saat sonra Shangai daydık.. bizi bir şoför karşıladı, 5 saat bir anda saatte ötelendi , oldu mu sana akşamın bir körü.. o saatte ve o kafa ile program sapmasın diye toplantıya girdik, 4 fincan yeşil çay servisi yapıldı, açlıkdan ölmüşüz ve welcome to china, yeşil çay ile akşam saatleri!..



toplantı bitti, otelimize vardık, açlıkdan ölmek üzereyiz, ve otelin sadece japon restaurantı açık.. benim açımdan iyi bir haber, ama yanımdaki patronum ve iş arkadaşımın ilk günden suratının nasıl düştüğünü görmeliydiniz.. ben çorbayı da içtim, yemeğimi de yedim, ama onlar ne geldiyse ağlayacak gibi oldular ve en son meyveye dadanıp öylece yataklarına gittiler..:)



bir sonraki gün sabah erkenden uçağa atlayıp Ningbo 'ya gittik, yıllarca dinlediğimiz fabrika ortamlarını canlı canlı göreceğim için çok heyecanlıydım.. nitekim anlatılanlar aynen de oradaydı... koca koca fabrikalarda, otomasyonsuz, sürüsüne bereket işci bir hatta doldurulmuş, insan olduklarına dair hiçbir yüz ifadesi, mimik vs.siz hızla ama korkunç bir hızla çalışıyorlardı, bizim fabrikada işcilerimiz o hızla bir saat çalışmak zorunda kalsalar, hepsi revire çıkmaya kalkarlar, samimiyim..:)


aynı fabrikanın bahçesinde lojmanlarda yaşıyorlar, dipdibe, küçücük odada 4-5 kişi, beş altı yıl öyle çalışıp köylerine geri dönüyorlar.. eskiden böylesi çileli bir yaşamı aylık 50 dolara felan çekiyorlarmış.. şimdi hem onlar açısından hem biz türk üreticiler açısından güzel bir haber var.. işci koruma kanunları çıkmış, sosyal güvenlik yasaları sıkılaştırılmış, 200 dolar aylık alır hale gelmişler.. bu da çin tehdidinin tüm dünya üreticileri açısından etkisini kaybetmeye başladığının göstergesidir, güzel haber..:)



maalesef çok foto çekemedim orada, çok ters bakıyorlardı, mesai saati bitiminde çekirge gibi sokaklara bir dağıldılar görmeniz lazım.. fabrika sokaklarına açık tezgahlarda yemek satanlar sıralanmıştı.. pisliği tarif edemem..



bizi bu ziyaret sırasında ağırlayan çinlinin berbattt bir ingilizcesi vardı, onlarda birşeye anlamadım demek çok ayıpmış gerçekden ve bu nedenle anlasa da anlamasa da tamam derlermiş... fabrika gezisi sonrası yaptığımız 4 saatlik toplantının sonunda tek hissettiğimiz şey hiçbir şey anlatamamış olmanın verdiği hayal kırıklığıydı..



Çinlilerin geneli ile ilgili söyleyebileceğim şey şu, görgü kurallarının batıyla hiçbir ilgisi yok... bizi uçağa transfer eden şoför 1 saat boyunca arabanın camından yere tükürdü, hem de sesli bir şekilde boğazını temizleyerek.. böyykk!! berbat yemek yeme şekilleri var, damak tadı alarak değil , bir an önce midelerini doldurmaya çalışarak bir panik içinde yemek yiyorlar, ağızlarını korkunç şapırdatıyorlar! en şık lokantada bile!



peçete kullanmıyorlar, ağızlarını elleri ile siliyorlar.. kokuyorlar kardeşim... bütün çin kokuyor... Guangzhou da 5 yıldızlı şık bir otele yerleştik, görünüşde herşey yolunda ve fekat bir koku var otelde, insanda ne iştah bırakıyor, ne şöyle gerine gerine bir uyuma isteği.. hele benim gibi koku hassasiyeti yüksek biri için bunun ne menem bir eziyet olduğunu anlatamam..:((



ben çin yemeklerini severdim, yani sevdiğimin çin yemeği olduğunu sanıyordum.. meğer benim burada eve sipariş edip yediğim şeyler çin yemeği görüntüsünde türk yemekleriymiş!!orada ne mümkün onların yemeklerini yemek! çok ağır bir koku... fuardaki 3 gün öğle yemeğinde burger king yedim, yazık oldu sağlıklı beslenme prensiplerime..:)



bulabildiğimizde meyve de çok iyi bir kurtarıcıydı aslında.. çeşit çeşit ve çok bol meyveleri var..



çinde inanılmaz çok yapılaşma var, çok şık binalar, siteler, apartmanlar.. ama insanlar biraz geriden takip ediyorlar bu gelişmeyi gördüğüm kadarıyla..



bir de bitmiş ve içinde yaşanan sitelerden birinin fotosunu çektim, 1.2 milyar insan bir ülkeye ancak böyle sığar sanırım!




en şık lokantada servis yapan garsonlar bile birbirlerini dürtüyor, ittiriyor, bağırarak konuşuyor, birbirlerine bişey için kızıp yüksek sesle bağırıyor, çağırıyor...bir garipler vesselam...


sonra inanılmaz bir hava kirliliği var, göğün mavisini hiç ama hiç görmüyorlarmış, nem de var ortamda , hava kirliliği de.. bu nedenle açık, berrak, pırıl pırıl hava nedir bilmiyorlar...


çinin bu bölgesinden sonra hissettiklerimi birkaç cümleyle özetleyeyim mi?


çok güzel bir memleketimiz var,


çok güzel bir mutfağımız var,


azız çok değiliz, istanbul bile bugünlerde bana çok kalabalık gelmiyor, aman çoğalmayalım, nerede çokluk .........


çok güzel bir iklimimiz var


yazımız var, kışımız var, pırıl pırıl göğümüz var...


tek ihtiyacımız olan şey daha çalışkan olmak, bunu çalışanlara değil, çalışmayan ve üretmeyenlere söylüyorum, yoksa çalışanların çalışma saatleri zaten yeterince uzun biliyorum...


gelelim Hong Kong'a.. ama şimdi değil, o daha sonra...





7 yorum:

Adsız dedi ki...

Canım hosgeldin.
Benim de bugune gittiğim yerlerde alışamadığım en önemli şey koku.:(
İnsan ülkesinin kıymetini anlıyor:)
öpüyorummm
Aslıhan

Gonca dedi ki...

Arkadaşım ne güzel özetlemişsin seyahatini, ama japonlar onlara bu kadar yakın olmalarına rağmen farklılar, resim çekmeleri, sürekli sakin atvırları, temizlikleri benzemiyor Çinlilere ama çalışkanlıkları uymuş. Ayrıntıları da senden dinlerim artık.

Nazkız dedi ki...

Eğer koyduğun resim o kadar uzun saatlerden sonraki akşam yemeğin ise bravo performansına, gayet iyi gözüküyorsun!

Yıllardır dinlediğimiz şeyleri yaşaman harika bir deneyim, çok zor ama darısı başıma diyelim...

Honk Kong maceralarını da bekliyoruz....

karamelize dedi ki...

aslıhancım hosbulduk..bize ağır geliyor ama orada yaşamaya başlamış bir arkadaşımla da buluştum çinde, hatta bir çinli ile nişanlandı ve bu kokuyu artık hiç almadğını söyledi.. dedim aşkın gözü kördü ama sanırım burnu da non function oluyormuş..:)))))

karamelize dedi ki...

gonacım, dedigin gibi detayları bu sabah kahvede konustuk..:))

karamelize dedi ki...

nazlıcım,aynen de öyle valla.. o gecenin sonunda yedigimiz yemekden bir kare o..:)
birlikde gidebilseydik, ki kalsaydın %100 birlikdeydik, çok daha keyif alırdık eminim...

Unknown dedi ki...

Merhaba,
Çin geziniz için geçmiş olsun demek lazım size. Eşim de Çine gitti geldi. Onun anıları bir yana yıllar önce işim dolayısı ile ben de çinlilerle muhatap oldum. Hem garip kokuyorlar hem de dediğiniz gibi sürekli birbirlerini ve sizi itip çekiyorlar. Üstelik kavga eder gibi bağıra çağıra konuşuyorlar. Ben çareyi ingilizce bilen çinli bulmakta buldum. Yazınızı okuyuca gözümün önüne geldi eskiler.
Sevgiler