

Yaşadığı hayattan memnun olanlardanım, bunun çoğunlukla büyük bir şans olduğunu bilirim, bir de herşeyin iyi gitmesi için evrendeki enerjileri pozitif yönlendirmenin önemli olduğu bilirim de bazen uygulayabilirim, bazen uygulayamam...

dün sabah ilk telefonu kociskomdan aldım tabi ki.. evden çıkarken ben daha uyuyordum,daha doğrusu yarı uyuyordum, ama yatağın içinde tıkırtılarını duyup bekliyordum, bakalım hatırlayıp mı çıkacak diye, hatırladı..:) yanağımdan öptü, uyanmış gibi yapmadım..sabah aradı erkenden, ilk ondan duymalıydım tabi, iyi ki bu dünyaya geldiğimi...buna en çok hayat arkadaşım sevinmeliydi... nitekim öyle de oldu...
masama geldim,bir gün önce seminerde olduğumdan gelen mektuplarım masama konmuş, en üsttekini açtım, karşımda bu sertifika...
canım arkadaşım, dostum Nazlı, benim için 5 fidan diktirmiş, bana bunu müjdeliyordu kağıt...
nasıl hoşuma gitti anlatamam... bir yerlerde benim doğumumdan mutlu olan bir arkadaşımın diktiği 5 fidanım var artık, bana fidanlarımın gelişimiyle ilgili bilgi de vereceklermiş.. belli mi olur, belki bir gün görmeye de giderim....
ikinci kutlamam da buydu..
ondan sonra da bütün gün çalışamadım desem yeri var, fona blogumdaki müziği koydum ve bütün gün arayanlarımla konuştum, akşam üstü şirkette benim için yapılan partiye katıldım, eve gittim , oğlumun hediye resmini aldım, eşimin lilyum buketini aldım, annemin bu gece için bir gece önceden İstanbul'a gelme sürprizinin haberini aldım, kardeşlerimin sürpriz doğumgünü pastasını aldım, mumları oğlumla birlikte üflemenin keyfini aldım... anne kokusunu , kardeş kucaklamasını, eş sarılmasını , yavru öpücüğünü aldım...
hayat benden 35 yıl aldı, ben de ondan sevgi, huzur, mutluluk aldım.. ödeştik..:))))

bugün Avrupa'da çok fakir bulunmaması bireylerin yoksul olmamak için harcadıkları çabadan çok, devletlerinin zenginliğinden ve milletine sahip çıkabilmesinden kaynaklanmaktadır.

Yoksa aynı çabayı bizim topraklarımızdaki bir çok insan da harcamaktadır, ama sistem karşısında o kadar çaresiz, yanlız ve itilmişlerdir ki çoğu zaman temel ihtiyaçlarını karşılayıp ,insanca ve onurluca yaşayacak kadar bir altyapıyı bile kuramadan hayatlarını heba etmektedirler..




kanalları gezerken gördüğümüz evlerden bazıları..
meydana doğru yürüyoruz..
bu da meydandaki çakma süpermen, hormonlu mu desem yoksa..:) ama bir de erene sormak lazım, cümlesini aynen yazıyorum "süpermen(düzeltiyorum, spiderman..;) gerçekden çok kuvvetliymiş anne, kaslarını bile hissettim.."..:)
laleler, lale soğanları da her yerde... bizim yemeklik soğan fiyatına lale soğanları alabiliyorsun..

kahve molalarımızdan biri..








Beulings fransız restaurantında çok şık bir akşam yemeği mi(tekrar teşekkürler canısı), 
işte mutfağın prensesi ;) ve yakışıklı damadımız Cem abi( Hollandalı ve adı Vim ama, Eren ısrarla ona Cem abi diyor ve ısrarla Türkçe konuşuyor, konuşması dert değil de bir de cevap bekliyor..:)))

devam edecek, şimdi oğluma kitap okuma saati.. :)

Sohbet muhabbet 1 saat sonra evlerindeydik..Çocuklarımız uzun zamandır birbirlerini görmüyorlardı ama eve geldikten 10-15 dakika sonra çocuk odası bu haldeydi.. çocukların yalın, hızlı, dolambaçsız ilişkilerini her zaman imrenerek seyretmişimdir zaten...
O geceyi arkadaşlarımızın yeni hayatlarını dinleyerek, Türkiyedeki hayatlarıyla farklarını sohbet ederek geçirdik.. güzel bir yemek, defalarca hazırladığımız kahveler eşliğinde...







bu kadar güzel korunmasını biraz İngilizlere borçlularmış..İngilizler burayı o kadar beğenmişler ki hemen hemen yarısını satın almışlar...Ve aldıkları binaların restore adı altında orjinalliğini kaybetmesine izin vermemişler.. Bir çok Belçikalı bu sebeple İngilizlere şükran duyuyormuş..


Bruge aynı zamanda bira konusunda da ilginç bir yer.. çok çeşitli biraları var.. iki tane de bira fabrikası var, fabrikayı gezip sonra da bahçesinde keyifle tadım yapabiliyorsunuz.. yani biz yaptık, siz de giderseniz yapın derim..:)


Yanınızda bu işi bilen biri yoksa bira seçimi yapmak çok zor..o kadar çok çeşit var...
Bu durumda benim yazacaklarımı aklınızda tutmaya bakın..:)
Biralar tadına, rengine, aromasına, alkol oranına, bazen de içtiğiniz bardağın özelliğine göre farklılaşıyor. Rengine göre olan çeşitleri blanche, blonde, dark, brown, red, golden, amber diye sürüp gidiyor. Blanche en farklı olanlardan biri, limonlu beyaz bira...
Bir de aromasına gore ayrılan biralar var ki bunlardan da vişne(kriek diyorlar) tavsiye edilir! Diğer çeşitleri ise frambuaz, elma, çilek, şeftali vs...

Ha tabi bir de biranın yanında kesin belgium fries yiyin, ama sakın isterken french fries demeyin, kızıyorlarmış.. zaten french den de çok farklı, çok daha lezzetli patates kızartmaları... üstüne sos seçmek de zor iş, dedim ya bilen biriyle gezmek çok rahat oldu bizim için..:)

meydan hatırası bir foto çektirmeden de olmazdı.. onu da yaptık ve akşam yemeği ve kısa bir gezi için Gent e doğru yol almaya başladık...